16 Mart 2015 Pazartesi

Hiç de yazmadan duramıyor falan değilim artık. Hatta baya baya üşeniyorum yazmaya. Kendimi anlatmaktan sıkılıyorum. Çok da fazla bir şey paylaşmak istemiyorum. İstiyorum da öyle bir enerjim olmuyor çoğunlukla. Gittikçe içime kapanıyorum. Dışardan baksan öyle değil gibi; ama içimde bir yalnızlaşma var. Eski sevgilim gibi oldum. Kendini kapattığı için kızıyordum ona; ama şimdi ben öyle yapıyorum. Neyse ki son zamanlarda müzik dinliyorum bol bol. Bir de aslında midemde kelebekler var; ama o hissi de eskiden olduğu gibi dünyalara haykırmak falan istemiyorum. İçimde yaşıyorum. Büyümek mi, yaşlanmak mı, tecrübelenmek mi ne denirse artık. Tanımı çok da önemli değil sanırım. Bir şeyler değişiyor işte.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Çok yalnızım lan.

"Saçmalama! Ailen var, bir sürü arkadaşın var. Sürekli birileriyle görüşüyorsun."

Ya bi siktir git! Gerçekten.

Çok sıkıldım. Yalnız olmaktan çok sıkıldım. Evimin bomboş olmasından çok sıkıldım. Ailemden uzakta yaşamaktan çok sıkıldım. Yaşadığım yerde bir aile bulamamaktan çok sıkıldım. Eve gelmenin sessizliğe gelmek olmasından çok sıkıldım.

Yemek yapmayı çok seviyorum; ama artık hiç yemek yapmıyorum. Sadece kendime yapıyor olmak motive etmiyor beni. Yanımda biriyle uyuyamıyorum; ama keşke kocaman yatakta tek başıma olmasam da varsın olsun uyumasam. Müzik hayatımın çok büyük bir bölümünü kaplıyor; ama müzik bile dinleyemiyorum. Evin sessizliği o kadar güçlü ki onu bozmaya çekiniyorum. Yalnız yaşamak istemiyorum. Sevmiyorum. Kimse yoksa o var dediğim, sığınabileceğim hiç kimse yok. Eve koşa koşa dönmeme sebep olan tek şey havanın göt donduran cinsten soğuk olması. Soğuk anlar dışında eve girmek istemiyorum.

Yalnızlık senin tercih ettiğin anlarda güzel. Zorunda kaldığında acaip sevimsiz. Lan evde başıma bir şey gelse biri fark edene kadar ölürüm.

Yalnızlık leş. Kimse yalnız kalmasın. Süpaneke dinimiz amin!

28 Ekim 2014 Salı

restart

Şimdi diyelim ki ben bir bilgisayarım. Son dönemde birkaç güncelleme geldi. Kendimi yeniden başlatmam lazım. Simge halinde duran da bir takım dosyalar var. Aslen üzerinde uğraşmıyorum; ama onlar arkaplanda çalışmaya devam ediyorlar ve sistemimi yoruyorlar aslında. Bu dosyaların hepsini bazılarını kaydederek bazılarını sikerler lan olmasa da olur diyerek; ama bir şekilde sonuca bağlayarak kapatmam lazım. Şu an öyle bir şeyler yapıyorum. Sistemi toparlıyorum. Zira beni şu an bir tek bu eylem kurtaracak. Format bile atsam olur aslında da o kadar abartmayayım dedim şimdilik. Son bir şans daha vereyim kendime. Olmuyorsa formatı çakarım. Böyle bir ruh hali. Küçük motivasyonlu, umutlu. Biraz da sikerler modu. Hayırlısı.

4 Eylül 2014 Perşembe

hellöv

Şimdi şöyle oluyor: Kalbim biraz pıt pıt. Sürekli hoplayıp zıplamak istiyorum. Heyecandan sürekli bir titreme hali içindeyim. Uyuyamıyorum ve bu aslında dünyanın en tatlı uykusuzluğu. Yüz yıldır hissetmediğim şeyler hissediyorum. Çarpıldım. 

Bunlar hep Mörfi aslında. Sen tam vazgeç, sikerler aşk maşk istemiyom de, Mörfi tokadı yapıştırsın. Böyle oluyormuşsa demek. Gerçekten de hem tanıdık hem yepyeni duygular. Bir yandan da ölümüne korktuğumu söyleyebilirim. Zira çok anlık bir his olabilir ve geçebilir; ama kalsın istiyorum. Ne kadar güzel ve etkili olduğunu öyle bir unutmuşum ki aptal oldum. 

Ay! Çığlık atacağım şimdi! Hani böyle içinde tutmak istemezsin ya aynen öyle. Bütün dünyayla hissettiklerimi paylaşmak istiyorum. İçimdeki kız çocuğu yeniden doğdu. Adeta bir ergen oldum. 

En sevdiğim Beatles şarkısı I've Just Seen a Face. Şu an tam da o şarkı gibi hissediyorum işte.

Hadi hayırlısı!

15 Ağustos 2014 Cuma

27 yaşındayım. 160 cm boyunda, 50 kilo bir kadınım. Minyon sayılabilirim yani. Çok güzel bir ailede büyüdüm. Annem, babam ve kardeşimden hep sevgi gördüm. Sevgi göstermeyi çok iyi bilirim. Fedakarlık da çok gördüm; ama onu pek bilmem. Herkesten biraz daha fazla bencilim. Biraz da faşistim.

Şarkı söylerim, çizim yaparım, blog yazarım, dans ederim, lezzetli yemek yaparım. Hayır, evlenmek istemiyorum. Geleceğim nokta orası değil.

İlköğretim ve liseyi TED Ankara Koleji'nde okudum. Oradan da ODTÜ'ye gittim. Bölümüm İktisat'tı; ama hiç sevmedim. Üniversite hayatımı "The Company" ODTÜ Müzikal Topluluğu'nda geçirdim. Müzikalleri çok severim. Hayır, çok sevmem, müzikallere bayılırım. Demiştim, sesim güzel. Sahneye yakışırım. İyi bir müzikalciyim.

İktisatı sevmesem de dört senede bitirdim. Sonra bir sene boş gezdim. O boş senenin ardından da ODTÜ'de MBA yapmaya başladım. Müzikal hayatıma da 2009'da yedi kişiyle kurduğumuz Lemur Sanat'la devam ettim. Bir sürü müzikal sahneledik. Birçoğunda başrol oynadım. Bir tanesini yazdım, yönettim. Hepsi de şahane oldu.

MBA üç sene sürdü. Bu arada bir yandan da ODTÜ'de Erasmus Ofisi'nde çalışmaya başladım. 2 sene kadar orada çalıştım. Orada çalışmaya devam edebilmem için doktora yapmam gerekiyordu; ama ben ne doktora yapmayı planlıyordum ne de yüksek lisansı bitirebildim. Çalışırken okumak biraz zor. Son iki dersim ve bitirme projem kaldı; ama ben devam etmedim. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikal Bölümü'nün sınavına girdim, kazandım. İstanbul'a yerleştim. Moda'da ev tuttum.

İlk senem şahane geçti. Bölümdeki arkadaşlarımı çok sevdim. Çok keyifli vakit geçirdim. Bir dizide 3 bölüm oynadım ufak bir rolle. Kurtalan Ekspres'le sahneye çıktım, Çiğdem Erken'le sahneye çıktım. Şan sınıfı konserinde güzel bir performans sergiledim. 1. sınıfı bitirdim. Sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu'na girdim. Bir sezon oynadım. 11 şehir gezdim. Keyifli keyfisiz bir sürü vakit geçirdim. Bir sürü şey öğrendim. Bir sürü de insan tanıdım.

Şimdiye kadar her şey güzel, keyifli görünüyor değil mi? Evet, öyleydi. Şu ana kadar.

Şu an iş arıyorum. Sabah 9-akşam 6 çalışabileceğim, rahat para kazanabileceğim bir iş arıyorum, evet. 27 yaşındaysanız ve iş tecrübeniz Erasmus Ofisi ve oyunculukla sınırlıysa iş bulmanız pek de kolay olmuyor. Oyunculuk alanında da iş arıyorum; ama o alanda tek iş aramıyorum. Öyle tek bir işle geçinemiyorsunuz henüz bilinen bir oyuncu değilseniz. Bir çocuk oyunu, bir yerde çalma söyleme, arada ekstralarla hayatta kalabiliyorsunuz.

Çevrenizde taşaklı biri yoksa işiniz zaten zor. Varsa inanın hala zor.

Siktiğimin sistemi. 50 küsür yaşındaki annemle babam 27 yaşındaki ODTÜ mezunu kızlarının hayallerinin peşinden koşabilmesi için hala çalışıyorlar. Bir zaman bir yazımda hayallerinizin peşinden koşun konulu bir şeyler yazmıştım. Eksik yazmışım meğer. Atadan gelen paranız varsa, halihazırda zaten zenginseniz hayallerinizin peşinden koşun. Eğer değilseniz önce para kazanın; çünkü siktiğimin parası olmadan yaşayamıyorsunuz. Kiranızı ödeyemiyorsunuz, faturalarınızı ödeyemiyorsunuz, evinize bazen su bile alamıyorsunuz, dışarı çıkamıyorsunuz, sosyalleşemiyorsunuz, motivasyonunuz olmuyor ve üretemiyorsunuz.

Mutlu olamıyorsunuz. Hayatta en iyi yaptığım iki şey arkadaş olmak ve küçük şeylerden mutluluk çıkarabilmek. Şu an en iyi yaptığım şeyleri bile yapamıyorum. O yüzden siz siz olun, para kazanmadan bu sistemde hayallerinizi gerçekleştirmeye çalışmayın.

1 Temmuz 2014 Salı

İçimden bir şey gelmiyor. Duygularımı kaybettim. Aradım taradım bulamadım. Hay Allah!

3 Nisan 2014 Perşembe

Feysbuk sağ olsun hiç iletişimde olmadığımız, yıllarca görüşmediğimiz, sesinin tonunu hatırlamadığımız insanların hayatlarını takip ediyoruz. Öyle olanlardan, çocukluktan biri. Aynı yaştayız. 27. Geçen sene evlenmiş idi. Feysbuk'tan takip ettim. Bugün bir fotoğrafını gördüm karnı burnunda. Çok uzun zamandır hissetmediğim, değişik bir his yaşadım görünce.

Sanırım bizim kuşağın evlenme yaşı geldi gerçekten de. Kabul etsem iyi olur.

Fotoğrafı gördüğümde hissettiğim şey "siktir, ben ne zaman evleneceğim, aile kuracağım, çocuk doğuracağım" değildi. Daha çok " siktir, benim hiç o taraklarda bezim yok" idi. Annemi düşündüm. Anne olmadığım için bilemiyorum tam; ama sanırım her anne çocuğunun iyi bir eş seçtiğini, güzel bir aile yaşantısı olduğunu, torunlarını falan görmek ister. Annemi düşündüm, evet. Onun istediği bu şeyleri ona veremem. Belki daha da kötüsü (onun açısından) öyle bir istek içinde de değilim.

Bir kere burnum havada benim. Kimseyi beğenmiyorum. Çocuk yetiştirebilecek özelliklere en azından şu anda sahip olduğumu düşünmüyorum. Birini kendimden çok sevebileceğime bir türlü inanmıyorum. Onun benim her şeyim olacağına, onun için her türlü fedakarlığı yapabileceğime, onu büyütmek için canımı dişime takacağıma. Bunları beceremezmişim gibi geliyor.

Benim hayatımın düzeni, "düzenli hayat"tan çok uzak. Yapmak istediğim milyonlarca şey var ve bunlar aile yaşantısının yürüyebilmesine katkıda bulunacak şeyler değil. Ben sahne insanıyım. Ben şarkı söylemeliyim, oyun yazmalıyım, beste yapmalıyım, resim yapmalıyım. Ben bol bol gezmeliyim, yeni insanlarla tanışmalıyım. Ben içmeliyim, sarhoş olmalıyım. Dans etmeliyim. Ben dünyanın en sosyal insanı olsam da sanırım yalnız kalmalıyım. Başka türlüsü bana olmuyor işte. Ya küçük geliyor ya da büyük kaçıyor.

Herkesin kendine uygun bir hayatı var. Herkes uygun olanını, kendine yakışanını yaşıyor. Bana yakışan bu. Diğerleri beni rüküş gösteriyor. Olmuyor.

Tabii ki fikirlerim, ihtiyaçlarım, isteklerim değişebilir. Şimdilik buyum ama. Üzgünüm anne.

20 Aralık 2013 Cuma

Bu "bazen"ler çok fena. Birleşip kocaman bir "sıklıkla" oluşturmaya başladılar.

10 Aralık 2013 Salı

Bence artık gitmeliyim. Zaman kaybediyorum gibi hissediyorum. Sadece zaman da değil kendimi de kaybediyorum sanki. İstemiyorum ki böyle. Gereksiz buluyorum.

Olmadı. Sevemedim.

26 Kasım 2013 Salı

Zaman değil de mekan önemli bazen. Bazen doğa, bazen insanlar. Mesela sözcükler hiç önemli değil; ama tanımlar önemli aslında.

Bazen sigarayı içmek değil de sigarayı o manzaraya karşı içmek önemli. Bazen manzaraya bakmak değil, orada gördüklerin önemli.

Bir de hep olan var. Misal sen. Misal duyguların. Misal Ege'ye gittin. Güneş var, durgun deniz var, renk var, tatlı huzur var. Misal Karadeniz'desin. Yağmur var, bulut var, dalgalar var kocaman, gri var. Tatlı olmayan bir huzur var orada. 

Ne dersen de, adını sen koy. Sözcük önemli değil ya, içerik önemli işte. Nerede olursan ol, özne hep sensin. Hep varsın orada. Sen yine sensin. İstediğin kadar sen olmaktan çık, yine sensin. O da senin sen olmaktan çıkmış halin.

Hani hayat güzel ve kuşlar da uçuyor ya zaten, yeşil varken, mavi varken sen niye olmayasın? Aşk niye olmasın? Varsın değil mi? Varsın, varsın. Biliyorum.