Tam 12 kez sahneledik, evet!
Mart ayıydı. Prodüksiyon toplantıları oluyordu. Gidiyoruz, geliyoruz. Bir sıkıntı, bir bunaltı. İçim şişiyor, hiç istemiyorum; ama çıktık bir yola artık. Yarı yolda bırakmak olmaz. Sözüme güvenilmiş. Boşa çıkarmak, söz tutmamak-çok zor durumda kalmadıkça-tercih ettiğim eylemler değil. Yapacak hiçbir şey yok. Madem buradayım, tadını çıkaracağım. Söylenmeyeceğim. Anın keyfiyle hareket edeceğim. Tecavüz kaçınılmazsa muhabbeti tam. Bu arada aşkından öldüğüm geberdiğim sevgilimle ayrılığımızın 3. ayı olmuş. Ben hala mal gibiyim.
Sonra Nisan oldu. Biraz işin içine girmeye başladık. Teknik toplantılarımız başladı. Script üzerinden gidiyoruz. Neler yapabiliriz tartışıyoruz, kafa çalıştırıyoruz. Yönetmen, sahne amiri ve ben çay-sigara eşliğinde bir güzel bütün oyunu okuyoruz defalarca. Sonra provalara gitmeye başladık. Oyuncular neler yapmış bakalım, görelim. Baktık, gördük. Onlar baya ilerlemişler, bizim daha yolumuz var. Daha tam hakim değiliz; ama olmak zorundayız.
Bir zaman sonra artık provaları sahnede almaya başladık. Teknik her şey hazır olmalıydı tabii; ama değildi. Bizim dışımızda gelişen birçok sorun oldu, onları aştık bir şekil. Oyuncular bizi yeni yeni tanıyorlar, güvenemiyorlar daha. İşimizi iyi yapabiliyor muyuz bilmiyorlar, emin olamıyorlar. Ben de olamıyorum. Zira ilk defa sahne arkasında çalışıyorum. Evet, bildiğim, aynı sahneyi paylaştığım, güvendiğim birçok insan da var; ama telaşlıyım da bir yandan. Korkuyorum; ama güveniyorum da kendime. Çeşitli çelişkili duygular. Bir yandan hala aşk acısı çekiyorum. Gerizekalıyım çünkü. Yine de kafam çok dağılıyor, unutuyorum artık zaman zaman acı çektiğimi.
Sonra gösteri zamanı geldi. Mayıs. Hazırız artık. Eminiz kendimizden. Oyuna belki de herkesten daha çok hakimiz. Artık bize güveniyorlar. Gördüler, yapıyoruz.
Tam 12 kez sahneledik, evet! Mayıs ayı boyunca Türk Amerikan Derneği Coşkan Daş Sahnesi'nde her hafta Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri oynadık. 12 kez botu çektim. Chandelier 12 kez düştü sahneye (aslında denemelerle daha fazla). 12 kez gösteriyi kutladık. 9. oyundan önce fark ettim ki kalbim acımıyor. Git dedim ona, çık git hayatımdan. Samimi (sanırım en nefret ettiğim kelime) olduğuna inanmıyorum. Saygısız buluyorum seni. İstemiyorum artık.
Çok fazla insan tanıdım yepyeni. Hepsi çok berrak, hepsi çok saydam, hepsi çok güzel. İyi ki varlardı. İyi ki tanıdım. Sanki yüzyıldır tanışıyormuşçasına eğlendik dün, son kez kutladık şarkılarla, türkülerle.
Sanki hayatımda ilk kez sahne işi yapıyormuşçasına heyecanladım. Sanki daha önce hiçbir oyunun son temsilini yaşamamış gibi duygulandım.
Çok iyi geldi bana Phantom. Hem de tam 12 kez!
28 Mayıs 2012 Pazartesi
28 Mart 2012 Çarşamba
Pılımı pırtımı toplayıp... Yok yok hatta hiçbir şeyimi toplamadan, her şeyimi geride bırakarak gitmişim.
Bir ben varmışım, bir de kendim.
Zihnim boşmuş. Gözlerim tüm renkleri görür, kulaklarım tüm melodileri duyarmış. Arkama bakmazmışım. Geçmişi tekrarlamaz, geleceğe kaygı duymazmışım. Müzik varmış tüm hücrelerimde. Kalbim sadece bendeymiş. Uçarmışım rüzgarda. Bazen kaybolur, bazen görünürmüşüm. İçindeymişim, yeşilmişim, sazmışım.
Bir ben varmışım, bir de kendim.
Sonra uyanmışım.
Bir ben varmışım, bir de kendim.
Zihnim boşmuş. Gözlerim tüm renkleri görür, kulaklarım tüm melodileri duyarmış. Arkama bakmazmışım. Geçmişi tekrarlamaz, geleceğe kaygı duymazmışım. Müzik varmış tüm hücrelerimde. Kalbim sadece bendeymiş. Uçarmışım rüzgarda. Bazen kaybolur, bazen görünürmüşüm. İçindeymişim, yeşilmişim, sazmışım.
Bir ben varmışım, bir de kendim.
Sonra uyanmışım.
sınırsız sınırsızlık
Sürekli uçlara gidiyorum; ama o uçlar da sürekli genişliyor. Bir önceki gidişimden ilerde oluyor hep. Sınırımı bulamadım. Var mı yok mu bilmiyorum. Tabii ki bulamamamış olmam onların olmadığı anlamına gelmiyor; ama ne noktada ulaşabileceğimi merak ediyorum. Zira bu uçların bulunamayan sınırları sınırlarımı zorlamıyor değil. Kendimden korkar oldum. Benden korkan sadece ben de değilim. Başkalarını da korkutur oldum. Daha da ilginci bu durumdan rahatsız olup olmadığımdan çok da emin olmamam. Sanki hoşuma da gidiyor bir yandan. Manyak mıyım neyim?!
19 Mart 2012 Pazartesi
limonata kokulu bahar
Teoride bahara gireli oldu baya. Dün itibariyle sanirim pratikte de girdik.
Baharın gelişinin yadsınamaz bir etkisi var üstümüzde. İnsanın enerjik olası, hoplayıp zıplayası, bol bol havayı koklayası, aşık olası geliyor.
Yaz çok güzel bir mevsim; ama bahar olmasa yaza nasıl geliriz ki? Bahar geçiş demek, hazırlık demek, temizlik demek, yenilenmek demek, yeşillik demek, mavilik demek, kuşların ıslığı demek. Bahar varlığını kemiklerinin tüm iliklerinde dibine kadar hissetmek demek.
İşte bu yüzden mont mu giysem, hırka mı ikilemini seviyorum ben. Yaşasın bahar!
Baharın gelişinin yadsınamaz bir etkisi var üstümüzde. İnsanın enerjik olası, hoplayıp zıplayası, bol bol havayı koklayası, aşık olası geliyor.
Yaz çok güzel bir mevsim; ama bahar olmasa yaza nasıl geliriz ki? Bahar geçiş demek, hazırlık demek, temizlik demek, yenilenmek demek, yeşillik demek, mavilik demek, kuşların ıslığı demek. Bahar varlığını kemiklerinin tüm iliklerinde dibine kadar hissetmek demek.
İşte bu yüzden mont mu giysem, hırka mı ikilemini seviyorum ben. Yaşasın bahar!
13 Şubat 2012 Pazartesi
ne güzel sürpriz bu böyle, hoş geldin!
Hayat beni her gün şaşırtıyor. Sabah uyanıyorum ve nasıl bir gün yaşayacağımı hiç bilmiyor oluyorum. Muhteşem bir duygu! Huzursuz belirsizlikleri sevmem; ama bu belirsizlik farklı, tatlı, heyecanlı.
Geleceği bilmek istemiyorum, sadece yaşamak istiyorum zamanı geldiğinde. Bir yandan da zaten biliyorum aslında neler olacağını; çünkü hepsini ben belirliyorum. Yine de her seferinde şaşırıyorum.
Şunu biliyorum: Ben ne istersem oluyor. Hatta daha da ileri gidiyorum, nasıl olmasını istersem aynen de öyle oluyor. Bazen de ufak sürprizleriyle geliyor bazı şeyler. İşte o zaman tadından yenmiyor :)
Geleceği bilmek istemiyorum, sadece yaşamak istiyorum zamanı geldiğinde. Bir yandan da zaten biliyorum aslında neler olacağını; çünkü hepsini ben belirliyorum. Yine de her seferinde şaşırıyorum.
Şunu biliyorum: Ben ne istersem oluyor. Hatta daha da ileri gidiyorum, nasıl olmasını istersem aynen de öyle oluyor. Bazen de ufak sürprizleriyle geliyor bazı şeyler. İşte o zaman tadından yenmiyor :)
31 Ocak 2012 Salı
Yılbaşından sonraki hafta ben piyanonun başına geçtim, Necip gitarın başına geçti, Şermin bağlamanın başına geçti, cümleler kurmaya başladık. Önce sandık ki onlar tek birer cümle. Sonra bir baktık, o cümleler paragraf olmuş, o paragraflar kompozisyon. 4 tane bestemiz var şimdilik 4 haftadır üzerinde çalıştığımız. Şimdi Deniz ve Emre de katıldılar bize. Çok acayip şeyler çıkmaya başladı. Güzel olduk sanki. Sadece müziği paylaşmıyoruz ki. Aslında hayatı paylaşıyoruz. Hem de çok güzel paylaşıyoruz.
Dün Ufuk üşüdü. Deniz ona pekmez yedirdi iki kaşık. Isınacaksın dedi. Sonra Etkin sigarayı nasıl bıraktığını anlattı. Ufuk ısındı, bize tost yaptı, midemize ne zaman indi anlamadık. Emre uykusuzluktan çürürken yanımızdaydı. Sohbetimize ortak oldu. Saatlerce konuştuk. Zaman nasıl geçti anlamadık. Gündemimizde milyonlarca konu olmuş meğer, sonradan üstüne düşününce fark ettim. Aslında biz bunu çok sık yapıyoruz. Birçok insan bunu çok sık yapıyor; ama oradaki enerji, oradaki huzur, oradaki aile, oradaki rahatlık garip bir şey. Çırılçıplaksın sanki. Anne karnından taze çıkmış gibi. Sanki Tanrı sürekli yenile butonuna basıyormuş gibi. Sanki kaloriferler sürekli yanıyormuş; ama cam da bir yandan açıkmış gibi.
Sanırım sadece huzurdu aradığım ve onu buralarda bir yerde buldum. Hani kafan en rahattır ya, hani o an sadece oradasındır, başka bir yere istesen de gidemezsin; ama zaten gitmek de istemezsin bir yandan. Oradaki insanlar dışında düşündüğün bir şey yoktur hani. İşte öyle bir şey.
Dün Ufuk üşüdü. Deniz ona pekmez yedirdi iki kaşık. Isınacaksın dedi. Sonra Etkin sigarayı nasıl bıraktığını anlattı. Ufuk ısındı, bize tost yaptı, midemize ne zaman indi anlamadık. Emre uykusuzluktan çürürken yanımızdaydı. Sohbetimize ortak oldu. Saatlerce konuştuk. Zaman nasıl geçti anlamadık. Gündemimizde milyonlarca konu olmuş meğer, sonradan üstüne düşününce fark ettim. Aslında biz bunu çok sık yapıyoruz. Birçok insan bunu çok sık yapıyor; ama oradaki enerji, oradaki huzur, oradaki aile, oradaki rahatlık garip bir şey. Çırılçıplaksın sanki. Anne karnından taze çıkmış gibi. Sanki Tanrı sürekli yenile butonuna basıyormuş gibi. Sanki kaloriferler sürekli yanıyormuş; ama cam da bir yandan açıkmış gibi.
Sanırım sadece huzurdu aradığım ve onu buralarda bir yerde buldum. Hani kafan en rahattır ya, hani o an sadece oradasındır, başka bir yere istesen de gidemezsin; ama zaten gitmek de istemezsin bir yandan. Oradaki insanlar dışında düşündüğün bir şey yoktur hani. İşte öyle bir şey.
23 Ocak 2012 Pazartesi
Bazı insanlar vardır hayatımızda; kan bağımız olmamasına rağmen sanki ailemiz olmuşlardır. Onların yanında sonsuz huzur, sonsuz güven hissederiz. Mutluluğumuzu ilk onlarla paylaşmak isteriz, üzüntümüzü, kırgınlığımızı onlar azaltır. Başımız derde girse düşünmeden koşarlar. Gecenin bir yarısı arayıp da "ihtiyacım var" desek tatlı uykularını, sıcacık yataklarını bırakıp yanımıza gelirler hani. Sesimizin tonundan nasıl olduğumuzu hep anlarlar. Görüşmediğimizde eksiklik hissederiz hayatımızda. Özleriz onları, annemizi, babamızı, kardeşimizi, abimizi, ablamızı özlediğimiz gibi. Her şeyimizi en gerçek haliyle paylaşırız. Bizi öyle iyi tanırlar ki kendimize itiraf edemediklerimizi bile onlar bize itiraf ederler. Yanlışlarımızı hep en tatlı dille, kırmadan; ama hep fark ettirerek söylerler. Onlarla çok rahat tartışabiliriz; çünkü öyle güzel bir dilde konuşuruz ki hep anlayabiliriz birbirimizin ağzından çıkan sözcükleri. Bir araya gelsek de gelmesek de hep biliriz birbirimizi unutmadığımızı. Yaşamlarından hep haberdarızdır. Sonsuz bir sevgiyle bağlıyızdır onlara.
İşte o insanlar var ya, onların sıfatı yoktur. Aile değildirler belki evet; ama arkadaş diyemeyiz, dost diyemeyiz, çok daha ötesidirler. Yuva sıcaklığı veren varlıkları vardır. Onların kıymetini bilmek lazım.
İşte o insanlar var ya, onların sıfatı yoktur. Aile değildirler belki evet; ama arkadaş diyemeyiz, dost diyemeyiz, çok daha ötesidirler. Yuva sıcaklığı veren varlıkları vardır. Onların kıymetini bilmek lazım.
9 Ocak 2012 Pazartesi
Yazmadan, çizmeden, söylemeden, konuşmadan, dinlemeden, sevmeden, öpmeden, sarılmadan duramıyorum! Müziğin, aşkın, heyecanın, mutluluktan yayılan bir ağzın, gözyaşının, kalp çarpıntısının, limonata gibi havanın, güneşin, yağmurun, karın, rüzgarın, kedilerin, kırmızı yanakların, suyun, uykunun, uykusuzluğun, çayın, kahvenin, çikolatanın, salıncakların, bisikletin olmadığı bir hayat düşünemiyorum. Sonra da diyorum ki "Hayat ne güzel beee!" İyi ki bunları tadıyorum. Pişmanlık yaşamamak çok güzel bir şey. Onun yerine tadını çıkarmak -acının bile- en keyiflisi.
Yazın, çizin, söyleyin, konuşun, dinleyin, sevin, sevişin, öpün, sarılın! Mutlulukla kalın!
İlayda Başaran
Yazın, çizin, söyleyin, konuşun, dinleyin, sevin, sevişin, öpün, sarılın! Mutlulukla kalın!
İlayda Başaran
Kaydol:
Yorumlar (Atom)