1 Ağustos 2013 Perşembe

kendime bir takım notlar

Ne günlük hayatta kaybolacaksın ne de başkasının hayatında. Kendin olsan yeter aslen. Şimdi mesela çiçek içten dışa büyür ya, doğada böyledir yani, heh sen de içten dışa kendin ol. Önce içeride hallet sorunlarını. Sonra dışarıyı düşünürsün. Hatta bi' şey diyeyim mi bak, içeriyi hallettiğin vakit dışarısı kendiliğinden hallolmuş olacak. Yani bence tabii. Yine nasıl biliyorsan öyle yap da, aklında da bulunsun 

19 Haziran 2013 Çarşamba

Hadi gel!

Bir çocuk izleyin ya da bir kedi. Ağaç da olabilir belki. Hadi sizi mi kıracağım, yetişkin de olur. İzleyin, inceleyin şöyle uzaktan. Yakından da olur.

Şimdi ben diyorum ki bir insanı, bir hayvanı, doğayı, sanatı inceledikçe göreceksiniz ki aslında o sizsiniz. Kendinizden bir şey mutlaka bulacaksınız. Bazen zaten sizde var olduğunu bildiğiniz bir şeyi, bazen var olduğunu bilmediğiniz; ama aslında var olan bir şeyi, bazen hiç var olmayanı, eksikliğinizi bulacaksınız. Neden mi böyle düşünüyorum? Şöyle anlatayım; şimdi hepimiz aynıyız diyoruz. Peki, ne demek bu aynı olmak?

Herkesin aynısı kendine tabii. Benim tanımım der ki aynı olmak aslında tek olmaktır, bir olmaktır. Ben sana baktığımda kendi gözlerimle görürüm belki seni; ama sadece gözlerimle görmem, sadece fiziksel özelliklerini de görmem. Ruhunu da görebilirim izin verdiğin ölçüde. Ruhumla da görürüm. Geçmişini de görürüm belki kendi geçmişimi de katarak. Umutlarını da görürüm kendi umutlarımla. Acını da görürüm. Belki ben de yaşamışımdır. Hissettiklerini sen gibi hissedemem belki; ama ben gibi hissederek anlamaya çalışırım. Anlarım da bazen; çünkü sen aslında bensindir, ben de senimdir zaten.

İkimiz de Tanrı'dan geliriz. Tanrısal özelliklerimiz vardır. Belki farkındayızdır, belki değilizdir. İkimiz de birçok şey yapabiliriz, hem ayrı ayrı hem birlikte. Birlikte büyürüz mesela, birlikte ağlar güleriz. Şarkı söyleriz. Sonra o şarkı sana bir şey hissettirir, bana bir şey hissettirir. Gözümüzün önüne anılar getirir. Anılarımız farklı olabilir, hissettiklerimiz de; ama paylaşarak birbirimizin hislerini öğrenebiliriz. Sonra bir de birbirimizin gözünden görmeye çalışarak söyleriz o şarkıyı. İşte o zaman anlayabiliriz birbirimizi. Yani aslında aynı olmak anlamaktır benim için. Dinlemektir. Saygı duymaktır sana, yani aslında belki de kendime; çünkü sen aslında bensindir, ben de senimdir zaten.

Gel paylaşalım, gel barışalım birbirimizle, yani aslında kendimizle. Gel sevelim, çok sevelim. Gel şarkı söyleyelim. Gel birlikte büyüyelim, birlikte çocuk kalalım. Gel anlayalım birbirimizi. En azından deneyelim. Belki ne kadar muhteşem bir BİR olduğumuzu o zaman daha iyi fark ederiz. Hadi gel!

1 Mayıs 2013 Çarşamba

işaretler

İşaretler. Benim gibi enerji bazlı inanca sahip olan insanların vazgeçilmez çözümleri. Hiçbir şey tesadüf değil. Olan (ya da olmayan) her şeyin bir sebebi var. Çevremizdeki, dünyadaki, evrendeki her şey, herkes birbirine bağlı. Çözümsüz kaldığımda işaret diliyorum. O işaret neyse artık, gelip beni buluyor bir şekilde.

İşaretler. İyi ki varlar. Aklınızdan bir soru geçirin. Cevabından emin olmadığınız. Şimdi bekleyin. Bakalım neler olacak!

12 Nisan 2013 Cuma

Umudumu kaybedemiyorum ben. Elimde değil yani. Yapıma aykırı. Hayatın her şeye rağmen muhteşem olduğuna dair inancımı yitiremiyorum. Müziğin yarattığı harika histen uzaklaşamıyorum. Gülmeden geçiremiyorum hiçbir günümü. Bazen kocaman, bazen minicik motivasyonlarım var; ama onlar hep bir şekilde var işte. Kaybedemiyorum onları. Benim dünyam fazla renkli, fazla hayalperest; ama hangi dünyanın gerçek olduğunu nereden biliyoruz ki? Hangi zamanın doğru olduğunu ya da? Yaşadığımız herhangi bir anın - zihnimizde ya da somut dünyamızda - ne kadar gerçek olduğuna kim karar veriyor? Benimkine ben karar veriyorum mesela. Bazı şeylerin sadece zihnimde olması onları yaşamadığım anlamına gelmez. Gelir mi? Yaşıyorum ben. Hissediyorum sonuçta. Hani daha önce hiç yapmadığınız bir şeyi ilk defa denediğinizde bazen onu yıllardır yapıyormuş gibi hissedersiniz ya - ya da hisseder misiniz - işte ondan. Bazen düşünüyorum, zihnimde duyduğum, sadece benim duyduğumu zannettiğim müziği aslında başkası da duymuş mudur diye. Ya da sadece benim gördüğüme inandığım bir görüntüyü başkası da görmüş müdür acaba? Benim hissettiğimi bir başkası da hissedebiliyorsa diğerleri neden olmasın?

17 Mart 2013 Pazar

Şimdi ben yazıyorum, siz okuyorsunuz. Bazen katılıyorsunuz, hislerinize tercüman oluyorum. Bazen ne saçmalıyor bu kız yahu diyorsunuz. Bir de şu açısı var ama diye düşünüyorsunuz belki. Hiç önemli değil. Siz okuyorsunuz ya en azından, o bana yetiyor. Ben hissettiklerimi, düşündüklerimi paylaşabiliyorum ya sizlerle, işte o beni mutlu ediyor zaten. Bu kadar farklı insanın olduğu bir dünyada ortak bir noktada buluşabiliyorsak, aynılığı yakalayabiliyorsak o da bir şeydir.

Bazen şarkı da yazıyorum ben. Arkadaşlarıma dinletiyorum. Çeşitli yorumlar yapıyorlar. Onlara ne hissettirdiğini anlatıyorlar şarkının. Benim yazarken hissettiğimden çok farklı da olabiliyor onların hisleri zaman zaman. Ben o farklılıkları duymayı seviyorum. Ortak olan, o şeyin herkese bir şey hissettirmiş olması. Hissedilenler farklı olsa bile. O da beni çok mutlu ediyor. Farklılıklar içinde aynılığı yakalamak ne kadar da doğal, heyecan verici. Aslında ne kadar da benziyoruz hepimiz. Aslında ne kadar aynıyız, ne kadar tekiz.

10 Mart 2013 Pazar

iyi ki

Dibi boylamak bazen öyle güzel oluyormuş ki. Şu anki birçok güzelliği o sayede yaşıyor olabilirim. Bizi tatmin etmeyen bir sürü şey yaşıyoruz, yaşayacağız; ama bazen o şeyler bizim için en iyisi oluyor. Tam da şu sıralar kendi hayatımla ilgili böyle hissediyorum. İyi ki diyorum. İyi ki.

Kalbimde hissettiğim coşkuyu anlatamam. Bunu tam da bahar gelirken öyle bir haykırmak istiyorum ki. İçimde tutamıyorum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi. Üstelik tek sebebi benim. İşte en güzeli o. Başka bir şeye bağlı değil coşkum. Sadece bana bağlı. Sadece benden kaynaklı.

Of! İyi ki işte! İyi ki!

17 Şubat 2013 Pazar

Ben ağır adam sevmiyorum. Rahat olsun. Ne bileyim bodoslama girsin konuya. Net olsun. Oyunlar oynamasın. Kanırtmasın. Sohbet etmeyi becerebilsin. Hiç susmasın; ama boş konuşmasın da. Açık olsun yeniliklere, değişime. Spontane yaşasın. Çocuk olsun biraz; ama laubali de olmasın. Sarılmayı çok sevsin. Gülsün hep. Gülmenin en etkili vitamin olduğunu bilsin. Nasıl göründüğünü umursamasın. Sevsin. Sevgisini de belli etsin. Mıç mıç olsun demek değil bu. Kendi yöntemleriyle belli etsin. Dürüst olsun. Sikinin doğrultusunda gitmesin. Kendi hayata bakış açısıyla yol alsın. Onun kendi hayatı olsun. Benim kendi hayatım olsun. Birbirimizi yükseltelim. 1+1=1 olsun.

6 Ocak 2013 Pazar

Güniz Bilge anısına



Sene 2010. Aylardan Ağustos. Dünya Gençlik Kongresi kapsamında Peace Child Alpha Omega diye bir müzikal sahneledik Cemal Reşit Rey Salonu'nda. Ankara'dan İstanbul'a geldik kalabalık ekibimizle. Bize Boğaziçi Caz Korosu eşlik etti. Orada tanıştığım biri... Güniz Bilge.

Sene 2012. Aylardan Ocak. Ankara'da evimde oturuyorum. Ağlıyorum. Tamamen fani dertlerden. Sonra sosyal medya aracılığıyla öğreniyorum ki Güniz'i kaybetmişiz. Uğruna ağladığım tüm dertlerim anlamını yitiriyor.

Sene 2013. Aylardan Ocak. Güniz'i kaybedeli bir sene geçmiş. Anısına şarkılı, türkülü bir etkinlik düzenleniyor ve ben orada hiç tanıma fırsatı bulamadığım; ama herkesten dinlediğim, enerjisini hissettiğim Güniz için şarkı söylüyorum.

Bazen kendi cenazemi düşünürüm. Gariptir hissiyatı. Bugün de garipti. O kadar çok sevilmiş ki Güniz. O kadar mutlu etmiş ki insanları. O kadar çok hayata dokunmuş ki. Gidişiyle ağlatmış, anılarıyla güldürmüş. O kadar şanslıymış ki onu tanıyanlar.

Ölümden sonra ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz; ama eğer ki bizi duyabiliyorsa, görebiliyorsa, hissedebiliyorsa bir şekilde, kocaman gülümsemiştir eminim. Kahkaha da atmıştır hatta. Şarkılarımıza güzel sesiyle eşlik etmiştir, çift ses yapmıştır. Parmaklarını senkoplu şıklatmıştır bizimle birlikte. Ağladıysa da ancak mutluluktan ağlamıştır. Belki biraz da özlemden; ama o kadar.

İyi ki varmış Güniz. Hala da var aslında.

30 Kasım 2012 Cuma

Dedi ki:
"Bir an için ben olduğunu düşün. Ben sana baktığımda ne görüyorsam, ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam aynısını gördüğünü, aynısını düşündüğünü, aynısını hissettiğini düşün. Mesela benim şu anda bacağıma hafifçe rüzgar vuruyor. Bileğim üşüyor. O meltemi benim hissettiğim gibi hissettiğini düşün. Bacağının üşüdüğünü düşün."

Dedim ki:
"Hassiktir!"

Bu ne demek biliyor musunuz? İşte bu bir demek. 1+1=1 demek. Tek vücut olmak demek.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Hayat döngüden ibaret. Dairesel yaşıyoruz. Bir an geliyor hep başa dönmüş oluyoruz; ama aslında bir önceki dönüşü tamamlarken edindiklerimizi üstüne eklemiş oluyoruz. Dolayısıyla her başa dönüş bizim için farklı da olmuş oluyor. Her seferinde karşımıza çıkan benzer sorunlarla farklı şekillerde başa çıkıyoruz. Mutluluklarımız her seferinde farklı bir coşkuyla oluyor. Tepkilerimiz ufak ya da kocaman değişikliklerle kendini gösteriyor.

Çoğu zaman bunu büyümek, olgunlaşmak olarak tanımlıyoruz. Herkesin tanımı kendine. Bu yüzden nasıl tanımladığımızın pek bir önemi de yok aslında. Aşk gibi. Hani aşkı nasıl tanımlarsan öyle yaşarsın ya, aynen öyle. Kimine göre senin yaşadığın basit bir yoğunluktur, sana ise kocaman bir patlama gibi gelir. Bu yüzden tanımlardansa hislerin önemi var. Tanımlarda buluşamayız belki her zaman; ama hislerde buluşabiliriz. Değişim hissinde buluştuğumuzda ister büyümek olarak tanımlayalım, ister başka bir şey, birbirimizi anlıyoruz. Döngüsel yaşamımızda başkalarının deneyimlerine, hislerine de yer veriyoruz farkında olarak ya da olmayarak.

Hayat gerçekten çok güzel. Değişim çok güzel. Değişmesek bu kadar keyif alamazdık belki de yaşamaktan. Bu kadar hissedemezdik.

Yaşasın değişim!