17 Şubat 2013 Pazar
Ben ağır adam sevmiyorum. Rahat olsun. Ne bileyim bodoslama girsin konuya. Net olsun. Oyunlar oynamasın. Kanırtmasın. Sohbet etmeyi becerebilsin. Hiç susmasın; ama boş konuşmasın da. Açık olsun yeniliklere, değişime. Spontane yaşasın. Çocuk olsun biraz; ama laubali de olmasın. Sarılmayı çok sevsin. Gülsün hep. Gülmenin en etkili vitamin olduğunu bilsin. Nasıl göründüğünü umursamasın. Sevsin. Sevgisini de belli etsin. Mıç mıç olsun demek değil bu. Kendi yöntemleriyle belli etsin. Dürüst olsun. Sikinin doğrultusunda gitmesin. Kendi hayata bakış açısıyla yol alsın. Onun kendi hayatı olsun. Benim kendi hayatım olsun. Birbirimizi yükseltelim. 1+1=1 olsun.
6 Ocak 2013 Pazar
Güniz Bilge anısına
Sene 2010. Aylardan Ağustos. Dünya Gençlik Kongresi kapsamında Peace Child Alpha Omega diye bir müzikal sahneledik Cemal Reşit Rey Salonu'nda. Ankara'dan İstanbul'a geldik kalabalık ekibimizle. Bize Boğaziçi Caz Korosu eşlik etti. Orada tanıştığım biri... Güniz Bilge.
Sene 2012. Aylardan Ocak. Ankara'da evimde oturuyorum. Ağlıyorum. Tamamen fani dertlerden. Sonra sosyal medya aracılığıyla öğreniyorum ki Güniz'i kaybetmişiz. Uğruna ağladığım tüm dertlerim anlamını yitiriyor.
Sene 2013. Aylardan Ocak. Güniz'i kaybedeli bir sene geçmiş. Anısına şarkılı, türkülü bir etkinlik düzenleniyor ve ben orada hiç tanıma fırsatı bulamadığım; ama herkesten dinlediğim, enerjisini hissettiğim Güniz için şarkı söylüyorum.
Bazen kendi cenazemi düşünürüm. Gariptir hissiyatı. Bugün de garipti. O kadar çok sevilmiş ki Güniz. O kadar mutlu etmiş ki insanları. O kadar çok hayata dokunmuş ki. Gidişiyle ağlatmış, anılarıyla güldürmüş. O kadar şanslıymış ki onu tanıyanlar.
Ölümden sonra ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz; ama eğer ki bizi duyabiliyorsa, görebiliyorsa, hissedebiliyorsa bir şekilde, kocaman gülümsemiştir eminim. Kahkaha da atmıştır hatta. Şarkılarımıza güzel sesiyle eşlik etmiştir, çift ses yapmıştır. Parmaklarını senkoplu şıklatmıştır bizimle birlikte. Ağladıysa da ancak mutluluktan ağlamıştır. Belki biraz da özlemden; ama o kadar.
İyi ki varmış Güniz. Hala da var aslında.
30 Kasım 2012 Cuma
Dedi ki:
"Bir an için ben olduğunu düşün. Ben sana baktığımda ne görüyorsam, ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam aynısını gördüğünü, aynısını düşündüğünü, aynısını hissettiğini düşün. Mesela benim şu anda bacağıma hafifçe rüzgar vuruyor. Bileğim üşüyor. O meltemi benim hissettiğim gibi hissettiğini düşün. Bacağının üşüdüğünü düşün."
Dedim ki:
"Hassiktir!"
Bu ne demek biliyor musunuz? İşte bu bir demek. 1+1=1 demek. Tek vücut olmak demek.
"Bir an için ben olduğunu düşün. Ben sana baktığımda ne görüyorsam, ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam aynısını gördüğünü, aynısını düşündüğünü, aynısını hissettiğini düşün. Mesela benim şu anda bacağıma hafifçe rüzgar vuruyor. Bileğim üşüyor. O meltemi benim hissettiğim gibi hissettiğini düşün. Bacağının üşüdüğünü düşün."
Dedim ki:
"Hassiktir!"
Bu ne demek biliyor musunuz? İşte bu bir demek. 1+1=1 demek. Tek vücut olmak demek.
12 Kasım 2012 Pazartesi
Hayat döngüden ibaret. Dairesel yaşıyoruz. Bir an geliyor hep başa dönmüş oluyoruz; ama aslında bir önceki dönüşü tamamlarken edindiklerimizi üstüne eklemiş oluyoruz. Dolayısıyla her başa dönüş bizim için farklı da olmuş oluyor. Her seferinde karşımıza çıkan benzer sorunlarla farklı şekillerde başa çıkıyoruz. Mutluluklarımız her seferinde farklı bir coşkuyla oluyor. Tepkilerimiz ufak ya da kocaman değişikliklerle kendini gösteriyor.
Çoğu zaman bunu büyümek, olgunlaşmak olarak tanımlıyoruz. Herkesin tanımı kendine. Bu yüzden nasıl tanımladığımızın pek bir önemi de yok aslında. Aşk gibi. Hani aşkı nasıl tanımlarsan öyle yaşarsın ya, aynen öyle. Kimine göre senin yaşadığın basit bir yoğunluktur, sana ise kocaman bir patlama gibi gelir. Bu yüzden tanımlardansa hislerin önemi var. Tanımlarda buluşamayız belki her zaman; ama hislerde buluşabiliriz. Değişim hissinde buluştuğumuzda ister büyümek olarak tanımlayalım, ister başka bir şey, birbirimizi anlıyoruz. Döngüsel yaşamımızda başkalarının deneyimlerine, hislerine de yer veriyoruz farkında olarak ya da olmayarak.
Hayat gerçekten çok güzel. Değişim çok güzel. Değişmesek bu kadar keyif alamazdık belki de yaşamaktan. Bu kadar hissedemezdik.
Yaşasın değişim!
Çoğu zaman bunu büyümek, olgunlaşmak olarak tanımlıyoruz. Herkesin tanımı kendine. Bu yüzden nasıl tanımladığımızın pek bir önemi de yok aslında. Aşk gibi. Hani aşkı nasıl tanımlarsan öyle yaşarsın ya, aynen öyle. Kimine göre senin yaşadığın basit bir yoğunluktur, sana ise kocaman bir patlama gibi gelir. Bu yüzden tanımlardansa hislerin önemi var. Tanımlarda buluşamayız belki her zaman; ama hislerde buluşabiliriz. Değişim hissinde buluştuğumuzda ister büyümek olarak tanımlayalım, ister başka bir şey, birbirimizi anlıyoruz. Döngüsel yaşamımızda başkalarının deneyimlerine, hislerine de yer veriyoruz farkında olarak ya da olmayarak.
Hayat gerçekten çok güzel. Değişim çok güzel. Değişmesek bu kadar keyif alamazdık belki de yaşamaktan. Bu kadar hissedemezdik.
Yaşasın değişim!
12 Ekim 2012 Cuma
Ah, İstanbul!
Sevgili İstanbul,
Seni sevdim. Gözlerim kapalı dinledim seni. Kadın gibi, kısrak gibiydin. Sen sen olalı hiç böyle keder görmemiş gibi yorgun, üzgün ve yaşlanmıştın. Biraz da kilo almıştın ve ağlamıştın yine. Ben de sarıldım ince beline, öptüm gerdanından. Gülümsedin bana. İyi ki geldin dedin. Yedi tepenin yedisi de tüm ihtişamıyla karşımda dururken açtım kollarımı kocaman. İyi ki geldim diye bağırdım. İyi ki geldim; çünkü sen bana çok iyi geldin. Kalp kırıklarıma özenle davrandın. Bembeyaz sayfa açtın bana. Doldur bu sayfayı istediğin gibi dedin. Silgin de var istersen; ama kullanma, sen hatalarınla güzelsin, ben seni öyle kabul ediyorum dedin.
Dedim ya seni sevdim. Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
Seni sevdim. Gözlerim kapalı dinledim seni. Kadın gibi, kısrak gibiydin. Sen sen olalı hiç böyle keder görmemiş gibi yorgun, üzgün ve yaşlanmıştın. Biraz da kilo almıştın ve ağlamıştın yine. Ben de sarıldım ince beline, öptüm gerdanından. Gülümsedin bana. İyi ki geldin dedin. Yedi tepenin yedisi de tüm ihtişamıyla karşımda dururken açtım kollarımı kocaman. İyi ki geldim diye bağırdım. İyi ki geldim; çünkü sen bana çok iyi geldin. Kalp kırıklarıma özenle davrandın. Bembeyaz sayfa açtın bana. Doldur bu sayfayı istediğin gibi dedin. Silgin de var istersen; ama kullanma, sen hatalarınla güzelsin, ben seni öyle kabul ediyorum dedin.
Dedim ya seni sevdim. Seni birdenbire değil, usul usul sevdim.
5 Eylül 2012 Çarşamba
Gözlerim kapalı ve lunaparktaki oyuncaklardan birindeyim. Bedenimin ağırlığını hissediyorum. Düşüyorum. Başım dönüyor. Görüntü hızlı. Hafif üşüyorum. Çığlık atmak istiyorum, sesim çıkmıyor. Yükseliyorum. Sanki hiç düşmeyecekmişim gibi bir his. Öyle güçlü ki. Ağzım kulaklarımda bir yandan. Saçlarım uçuşuyor. Kuşbakışı görüntüler canlanıyor zihnimde. Göz ucuyla kanatlarımı görüyorum. Ufacık bir esinti hissediyorum tenimin üstünden kayıp giden. Titriyorum. Heyecanlıyım. Bırakıyorum sonra kendimi. Bir sıcaklık yayılıyor tüm damarlarıma. İçimden bir şeyler akıp gidiyor sanki. Tüm duyularım hassas. Tatlı bir korku hissediyorum hissetmekten korkmadığım. İstiyorum o korkuyu. Kozmik bir yolculuk yapıyorum sanki. Her yer, her şey, herkes rengarenk. Tam olması gerektiği gibi. Gözlerim kapalı ve gökyüzündeyim. Bedenim yer çekimine yenik; ama ne kadar muhteşem ki ruhum ve hayallerim değil.
8 Ağustos 2012 Çarşamba
karma(karışık)
Çok düşünürüm. Çok sorgularım. Kesin yargılar, net cümleler söylememeye çalışırım. Daha yumuşak geçişleri, kafa açmaları çok severim. Hayatta yaşadığımız her şeyin, karşılaştığımız her durumun bizim için en iyisi olduğuna, bizi hep daha ileriye taşıdığına inanırım. Doğrularımızla, hatalarımızla hep en güzelini yaşadığımızı düşünürüm. Herkesin iyi, vicdanlı, temiz, güzel olduğunu varsayarım. Sıfırdan başlatmam insanları. Hep artılarla başlatırım. Ben iyiysem herkes iyidir derim. Herkes sevgi doludur, herkes candandır, herkes gerçektir.
Bundandır ki bazen kafam karışır. Çok karışır. Bazı şeyleri algılamam mümkün olmaz. Beynimi zorlarım hep. Bakış açılarını tanımaya, anlamaya çalışırım. Her zaman başarılı olamam bunda. Birini ezip geçerek mutlu olmaya çalışan insanları anlayamam, hayvanları sevmeyen, doğadan kaçan insanları anlayamam, gözünü para hırsı bürümüş insanları anlayamam, bir canlıyı öldürebilen insanları anlayamam, gülmenin en etkili vitamin olduğunu unutmuş insanları anlayamam. Anlayamam; ama anlamaya çalışırım. Çalışırdım.
Son zamanlarda anlamak istemediğimi hissetmeye başladım. Korktum. Şimdi yeniden anlamaya çalışıyorum.
Karmaya inanıyorum. Yaşattığımız her şey kendi yaşantımızda karşımıza çıkar. Beatles'ı bir kez daha anlıyorum şimdi. Bir kez daha seviyorum.
Bundandır ki bazen kafam karışır. Çok karışır. Bazı şeyleri algılamam mümkün olmaz. Beynimi zorlarım hep. Bakış açılarını tanımaya, anlamaya çalışırım. Her zaman başarılı olamam bunda. Birini ezip geçerek mutlu olmaya çalışan insanları anlayamam, hayvanları sevmeyen, doğadan kaçan insanları anlayamam, gözünü para hırsı bürümüş insanları anlayamam, bir canlıyı öldürebilen insanları anlayamam, gülmenin en etkili vitamin olduğunu unutmuş insanları anlayamam. Anlayamam; ama anlamaya çalışırım. Çalışırdım.
Son zamanlarda anlamak istemediğimi hissetmeye başladım. Korktum. Şimdi yeniden anlamaya çalışıyorum.
Karmaya inanıyorum. Yaşattığımız her şey kendi yaşantımızda karşımıza çıkar. Beatles'ı bir kez daha anlıyorum şimdi. Bir kez daha seviyorum.
9 Temmuz 2012 Pazartesi
koş koş koş! sakın bırakma!
Çok klasik söylemler ya da özlü sözler diye tabir edebileceğimiz cümleler vardır ya hani. Mevlana sözleri misal ya da Can Yücel paragrafları ya da anonimler falan. Okuyunca "aa evet" deriz de her zaman üstünde ciddi bir şekilde düşünmeyebiliriz. Aynen bu kategoriye dahil olan "hayallerinin peşinden koş"a bayılırım ben.
Çoğumuzun ailesi "aman da çocuğum süper okullarda okusun, iyi bir işe girsin, kendi ayakları üstünde dursun" diye düşünürken başımızın etini yer. "Evladım bak, müzikle uğraş tamam; ama hobi olarak uğraş. Elinde bir mesleğin olsun. Paranı kazan sen, sonra rahat rahat vakit ayır istediğin şeylere." Buna katılıyorum. Haklı buluyorum bu cümleyi sarf eden ana babaları. Sonuçta aile dediğin seni senden çok düşünen, senin iyiliğini isteyen insanlardan meydana geliyor. Sen üzüldüğünde senden çok üzülüyorlar belki. Bir şeyler ters gittiğinde sen "amaaaeeen boşver" derken onlar uykusuz kalıyorlar seni düşünmekten; ama sen de kendine, şansına güveniyorsun. Yapabileceğini biliyorsun. Yapmak istiyorsun da zaten. İnanılmaz bir inancın var kendine. Bu noktada durmak yok, yola devam (!) mantığını kaybetmemek lazım. Sakın durma. Yapamazsın diyebilirler, sana güvenmeyebilirler, kendine olan güvenini sarsacak eylemler, sözler sarf edebilirler. Yeme bunları. Kulaklarını tıka. Tabii ki başkalarının deneyimlerinden faydalanmak lazım. Tabii ki nasihatleri kaale almak lazım. Onlar da durup duruken ortaya çıkmadı. Herkesi dinle, saygı göster söylediklerine; ama kendi hayatınla ilgili son kararı sen ver. Başkalarının seni oradan oraya çekiştirmesine, seni manipule etmesine izin verme. Ne istediğini bildikten sonra seni kimse durduramasın. Sen de istediğini almak için çaba göster, uğraş, çalış. Gerekirse sıkıntısını da göğüsle; ama başın hep dik dursun. N'olur hayallerinden vazgeçme. Reenkarnasyon yoksa eğer, bir sonraki hayat diye bir şey yoksa, bir kere geldiğin bu dünyada istemediğin bir hayat sürerken yaşayacağın pişmanlık, mutsuzluk seni bitirir.
Ne demiştik? Klasik söylemler vardır. "Yaşamadığın şeylerin pişmanlığı, yaşadıklarının pişmanlığından çok daha büyük olur." da onlardan biridir işte.
Saygılar.
18 Haziran 2012 Pazartesi
ilişki uzmanı profiterol doktor bildiriyor :)
Şimdiye kadar birkaç tane uzun süreli ilişkim oldu. Bunun haricinde de - arkadaşlarım sağ olsun - bir sürü de uzun ilişki gözlemledim. Ortak noktalar çok tabii ki; ama en ortağı şu sanırım:
"İlişki ya günlük hayatta kaybolursan ya da karşı tarafın hayatında kaybolursan biter."
İlişkide aşk dediğin şey tek taraflı da olabilir, çift taraflı da, hatta bazen çiftten bile fazla olabilir. Önemli olan günün nasıl geçerse geçsin, ne yaşıyor olursan ol onun yanına giderken o dertleri unutacağını bilmek. Kafanı omzuna yasladığında aklından geçen tek şeyin hissettiğin huzur olması.
Bunları hissedemiyorsan at onu çöpe. Hiç uğraşma. Ciddiyim. Bunu başka birinde hissedebilme şansını ortadan kaldırma. Onu adam etmeye çalışma hiç. Biri diğerini istiyorsa zaten alır. Eğer sen hep kendin gidiyorsan, o seni almıyorsa bırak ya. Enerjini tüketme. Demek ki senin için değildir o. Niye zorluyorsun? Çaba göstermek güzel bir şey, evet. Eğer o çaba seni yormuyorsa. Senin "ama ben yorulmuyorum ki" diye tanımladığın çabalardan bahsetmiyorum. Yorulmuyorum ki açıklamasını yapmaya bile gerek duymayacağın çabalardan bahsediyorum. Çaba olarak görmediğin çabalardan. Doğalından gelişen çabalardan.
İlginçtir ki aslında zor olan bir insanı tanımaya çalışmakken, biz hep tanıma kısmını bir şekil atlatıp tanıdıktan, sevdikten, alıştıktan sonraki kısımda takılıyoruz. Sorunları hep o kısımda yaşıyoruz.
Sen tek başınayken zaten mutlusun. Eğer hayatında biri olacaksa onunla tek başına olduğundan daha mutlu olman gerekir. Neden standartlarını düşüresin ki? Neden daha az mutluluğu tercih edesin? Karşındaki sana bir şey katıyorsa yer alsın hayatında. Seni aşağıya değil yukarıya çekiyorsa yer alsın. Enerjini sömürmek yerine enerjine enerji katıyorsa yer alsın. Sen ona değer verdiğin için değil, sen kendine değer verdiğin için, sen sen olduğun için sevsin seni. Sen de ona o olduğu için değer ver. Değiştirmeye çalışma, bırak. Bir öğrenemedik gitti. Her şeyi olduğu gibi bıraksak zaten muhteşem olan iki varlık olarak kendi hayatımızda olduğumuz kadar birlikte de mutlu olacağız.
Bu laflar hep kendime aslında. Kendimle konuşuyorum ben. Yüzleşme yaşıyorum. Kendim zorlandığım noktaları tartışıyorum, yine kendimle. Seviyorum da kendimi keşfetmeyi, anlamayı. Değişmeyi de seviyorum, büyümeyi de, öğrenmeyi de. Bütün bunları yaşarken şaşırmayı da seviyorum. Hatta en çok onu seviyorum sanırım.
13 Haziran 2012 Çarşamba
pıtpıt pıtpıt
Aşk acayip bir duygu beee! Heteroseksüel bir kadın olarak bir adama duyduğum aşktan bahsetmiyorum sadece. Müziğe duyduğum aşktan da bahsediyorum, doğaya duyduğum aşktan da, Beatles'a duyduğum aşktan da ve daha bir sürü şey.
Beni ölümüne heyecanlandıran öyle çok şey oluyor ki. Dünyaya haykırmak için çıldırıyorum. Herkes bilsin, duysun istiyorum. Yerimde duramıyorum, yazmadan duramıyorum, konuşmadan duramıyorum. İçimde.
Dışımda ise nadir olarak daha sakin olmayı tercih ediyorum. Eğer sakinsem de kesin bir bildiğim oluyor. Yoksa hayatta sakin olmazdım. Zamanı gelmemiş oluyor mesela ya da belki totem yapmış oluyorum.
En büyük aşkımsa mutluluğum. Mutluluğa karşı hissettiklerim en üst seviyede. Hep yanımda olsun istiyorum. Hep yanımda olmasına rağmen her gün onu aynı yoğunlukta duygularla karşılıyorum. Kalbim hep yerinden fırlayacak gibi oluyor.
İşte böyle. O kadar heyecanlıyım ki yazmadan duramadım yine.
Beni ölümüne heyecanlandıran öyle çok şey oluyor ki. Dünyaya haykırmak için çıldırıyorum. Herkes bilsin, duysun istiyorum. Yerimde duramıyorum, yazmadan duramıyorum, konuşmadan duramıyorum. İçimde.
Dışımda ise nadir olarak daha sakin olmayı tercih ediyorum. Eğer sakinsem de kesin bir bildiğim oluyor. Yoksa hayatta sakin olmazdım. Zamanı gelmemiş oluyor mesela ya da belki totem yapmış oluyorum.
En büyük aşkımsa mutluluğum. Mutluluğa karşı hissettiklerim en üst seviyede. Hep yanımda olsun istiyorum. Hep yanımda olmasına rağmen her gün onu aynı yoğunlukta duygularla karşılıyorum. Kalbim hep yerinden fırlayacak gibi oluyor.
İşte böyle. O kadar heyecanlıyım ki yazmadan duramadım yine.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



